Modern kitaplık dekorasyonları

Modern yaratıcı kitaplıklar
Kitaplık denince akla ilk gelen geleneksel tarzda,yatay raflara yerleştirilen kitaplıklar gelir.
Günümüzde kitaplıklar büyük değişikliklere uğradı,şimdilerde farklı form ve malzemelerle karşımıza çıkıyor.Ahşap malzemeler her forma dönüşebiliyor..Kimi zaman bir ağaç,bir koltuk veya spiral şeklinde kitaplık olarak evlerimizde,çalışma odalarımızda yerlerini alıyor.
Kitaplıkları kitapları depolamak ötesinde evimize veya büromuza stil kazandırmak için yararlanın.
Modern tasarım kitaplıklardan örnekler

spiral kitaplık

Piyasadaki Kitaplar

OSMANLI ORDUSUNDA DÖRT YIL
Rafael de Nogales, çeviren: Vedii İlmen, Yaba Yayınları, anı, 301 sayfa
Tam adıyla, Rafael de Nogales Mendez, 1914 yılında, V. Mehmed’in, 1. Dünya Savaşı’na katılan Osmanlı ordusunda savaşmak üzere, Sofya’dan İstanbul’a hareket etti. Nogales’in, 1924 yılında, Buenos Aires’te bir Alman yayınevinde basılan bu kitabı da, kendisinin Osmanlı ordusunda bulunduğu 1915-1919 arasındaki anılarından oluşuyor. Nogales’in anılarının eksiksiz Türkçe’ye çevirisinden oluşan kitap, yazarının mizahi üslubu, güçlü dili ve özellikle de sıra dışı deneyimleriyle dikkat çekiyor. Dönem hakkında en çok başvurulan kaynaklardan biri olan anılar, kendisinin yaşadığı maceralar kadar, birkaçına tanık olduğu Ermeni kıyımlarına dair gözlemlerini de barındırıyor.

GİDO: SIRAT KÖPRÜSÜNDE İKİ GÜN
A. Kadir Konuk, Ceylan Yayınları, roman, 320 sayfa
A. Kadir Konuk’un ‘Gido: Sırat Köprüsünde İki Gün’ isimli bu romanı, Deli Dumrul köprüsünden geçmek isteyen Gido’nun zorlu mücadelesini hikâye ediyor. Konuk’un iki farklı hayatı anlatan romanın karikatürleri de İlhami Erdoğan imzasını taşıyor. Gido, Gido’nun sağdıcı Derviş, askerlik arkadaşı Rıfkı, babası çaycı Ali, Sultan hanım, Güllü, Musa Usta ve kızı Güler etrafında dönen kurgu, aynı zamanda, Kürt-Türk, Alevi-Sünnilerin Erzincan’da birlikte yaşamalarını da hikâye ediyor. Konuk’un kara mizah öğeleriyle öne çıkan romanı, Gido’nun sırat köprüsünde geçirdiği iki gün üzerinden, Türkiye’nin sancılı politik dönemleriyle de bir hesaplaşmaya girişiyor.

EPİSTEMİK CEMAAT
Hüsamettin Arslan, Paradigma Yayıncılık, sosyoloji, 203 sayfa
Hüsamettin Arslan’ın ‘Epistemik Cemaat’i, ‘Bir Bilim Sosyolojisi Denemesi’ alt başlığını taşıyor. Batı’da 1960′lı yıllardan bu yana, Batı sosyolojisinde bilimi ve bilimsel bilgiyi sosyolojik eleştirinin odağına alan bir sosyoloji disiplini bulunuyor. Arslan’ın doktora tezi olan ve ilk olarak 1992 yılında yayınlanan kitap, aynı zamanda, konu hakkında Türkiye’deki yapılan ilk çalışma. Arslan’a göre, bilgi Batı’da üretilir ve Doğudakiler de sadece onları, yani üreticileri takip ederler. Yazar, bu grubu, “bilimin eşik bekçileri” anlamında kullandığı “epistemik cemaat” kavramıyla tanımlıyor. Türkiye’de klasik ve modern epistemik cemaat olmak üzere iki cemaat bulunduğunu söyleyen Arslan, Cumhuriyet ile beraber, modern epistemik cemaatin diğerini bertaraf ettiğini savunuyor. Arslan bunun üzerinden, fazlasıyla “ortodoks” bulduğu Türkiye’deki egemen bilim ideolojisini de eleştiriyor.

ÖĞRENMENİN GÜCÜ
İrfan Erdoğan, Alfa Yayınları, kişisel gelişim, 162 sayfa
İrfan Erdoğan’ın ‘Öğrenmenin Gücü’ isimli bu çalışması, ilköğretimden üniversiteye kadar her kademedeki öğrencilerin ve öğretmenlerin bilmesi gereken ilkeleri, teknikleri ve yaklaşımları anlatarak, öğretimin nasıl olması gerektiği konusunda kuramsal bir bakış kazandırmayı amaçlıyor. İdeal insanda bulunması gereken şartlar, vizyon sahibi olmanın gerekleri, sorun gidermek, planlamak, zaman yönetimi, öğrenmeyi etkileyen perspektifler, zekâ, öğrenmek için izlenmesi gereken stratejiler ve öğrenme teknikleri, çalışmanın ele aldığı konulardan birkaçı. Kitabın ana tezi, öğrenme süreçlerinde, öğreten kadar öğrenenin de etkili olduğu, dolayısıyla öğrenenin de desteklenmesi gerektiği şeklinde özetlenebilir. Hayatın her alanının bir öğrenme deneyimi olduğunu söyleyen Erdoğan, öğreneni merkeze alırken, eğitim ve öğretimin teorik çerçevesi kadar, kendi öğrenme deneyimlerinden de yararlanıyor.

SÜMBÜLÜN SAÇLARI KISA
Aliye Akan, Bir Nokta Kitaplığı, öykü, 136 sayfa
‘Sümbülün Saçları Kısa’, Aliye Akan’ın otuzu aşkın öyküsünü bir araya getiriyor. Akan, uzun zamandır, kendine has bir mecra yaratan Bir Nokta dergisinde öyküler yazıyor. Kendisinin bu ilk kitabı da, dergide yayınlanan kimi öykülerin kitaplaştırılmasıyla oluştu. Daha çok kısa öykü türüne dahil edilebilecek eserler barındıran kitap, yazarın özgün öykü dili ve sürprizli anlatımıyla dikkat çekiyor. Akan’ın kitaba ismini veren öyküsü, küçük bir kız çocuğu ile annesi arasındaki sevgi bağını hikâye ediyor. Akan, sümbül toplayıp satmak ve aldığı parayı da annesine vererek onu sevindirmek isteyen küçük kahramanının yaşadıklarını, yoğun, incelikli ve samimi bir dille anlatıyor.

İKTİSAT VE HAYAT
Atilla Yayla, Liberte Yayınları, iktisat, 282 sayfa
Atilla Yayla, ‘İktisat ve Hayat’ta, günlük hayatta karşılaşılan kimi problemleri, piyasa iktisadı çerçevesinden değerlendiriyor. Birçok insanın, iktisadi problemlerin çözümünü, devletin kaynakları eşit, adil ve fakirlerin lehine dağıtmasında aramasının yanlış olduğunu söyleyen Yayla, devletin kısmÓ bir yeniden dağıtımcı fonksiyonu üstlenebilmesinin, piyasanın zenginlik yaratabilmesine bağlı olduğunu savunuyor. Yayla’nın bir gazetede yayınlanmış yazılarının derlenmesinden oluşan kitap, yukarıdaki konuya dahil edilebilecek aktüel örnekler üzerinden, piyasa iktisadı teorisini de açıklamaya çalışıyor. Tartışmalı konulara odaklanan yazılar, dilinin anlaşılırlığıyla öne çıkıyor.

TIRTIL YAĞMURU
Yasemin Yazıcı, Everest Yayınları, öykü, 119 sayfa
‘Tırtıl Yağmuru’, daha önce ‘Saklambaç Oynuyorduk Zamanla’, ‘Vampir Tangosu’ ve ‘Kaybolan Kasaba’ isimli kitaplarıyla hatırlanacak Yasemin Yazıcı’nın on bir öyküsünden oluşuyor. Kitapta yer alan öyküler çoğunlukla, günümüzün başlıca sorunlarından biri olan şiddete odaklanıyor. Fakat şiddetin Yazıcı’nın metinlerindeki görünümü, çokça bilinen, yüzeysel ve üstünkörü yönlerinden çok, gündelik hayata sinen, neredeyse fark edilemeyen ayrıntılar üzerinden veriliyor. Dolayısıyla bu öyküler, dışarıdan bakıldığında sıradan görünen yaşamların, aslında her türden şiddeti nasıl barındırabileceğini ve bunun zaman içinde ne denli içselleştirilebileceğini anlatmalarıyla dikkat çekiyor.

“DERİN” MİLLİYETÇİLİĞİN SİYASAL İKTİSADI
Sibel Özbudun ve Temel Demirer, Ütopya Yayınevi, siyaset, 384 sayfa
İki yazarlı, ‘Derin Milliyetçiliğin Siyasal İktisadı’ başlıklı bu kitap, milliyetçiliğin Türkiye devletinin en başat reflekslerinden biri olduğunu ve Susurluk ile Şemdinli gibi deneyimlerin, birer “yol kazası”, birer “sapma” olmadığını, bunların söz konusu refleksin araçları olduğunu savunuyor. Yazarlar, yakın zamanda yaşanan Şemdinli ve Susurluk gibi olaylardan çok önce, bu durumu yaratan kendinden menkul bir yapının var olduğunu, ülkenin tarihsel arka planını inceleyerek vermeye çalışıyor. Kitap, buradan hareketle, bu yapıyı kaim kılan resmi ideolojiyi ve nihayetinde de, bunun beraberinde getirdiği tarihsel faturayı değerlendiriyor.

LOUIS DRAX’IN DOKUZUNCU CANI
Liz Jensen, çeviren: Şirin Okyayuz Yener, Meridyen Yayınları, roman, 277 sayfa
Liz Jensen’in ‘Louis Drax’ın Dokuzuncu Canı’, isimli bu romanı, baş kahramanı Louis Drax’ın esrarengiz hayatını anlatıyor. Zeki, yaşından olgun, oyun sevdalısı olan Drax, başına sürekli kaza gelmesiyle de oldukça sorunlu bir çocuktur. Drax, dokuzuncu yaşına girdiği gün, anne ve babasıyla birlikte gittikleri bir piknikte, kayalıklardan aşağıya düşerek komaya girer. Romanın, kazanın gerçekleşmesinden sonraki olay örgüsü, Drax ailesinin yaşadığı olağanüstü dönüşümleri hikâye ediyor. Baba ortalıktan kaybolur, anne ise ne yapacağını bilemeyecek denli şaşkındır. Nihayet, Louis’yi komadan çıkarmaya çalışan doktor, çocuğun karanlık dünyasına adım atacaktır.

GİRİT KANDİYE’DE MÜSLÜMAN CEMAATİ
Melike Kara, Kitap Yayınevi, inceleme, 127 sayfa
Melike Kara, ‘Girit Kandiye’de Müslüman Cemaati’ isimli bu incelemesinde, söz konusu cemaatin Girit’teki 1913-1923 yıllarındaki on yıllık karmaşık ve sıkıntılı tarihine odaklanıyor. Osmanlı Devleti 1913 yılında, 1. Balkan Savaşı sonucunda imzalanan Londra Antlaşması ile Girit üzerindeki haklarından vazgeçtiğini bildirmiş ve aynı yıl Yunan Kralı, Girit’in resmen Yunanistan’a bağlandığını ilan etmişti. Girit’in Yunanistan’a bağlanması, burada yaşamakta olan Müslümanlar için zor bir sürece işaret ediyordu. Nitekim, 1913′ten sonra Girit Müslümanları, Türkiye ile yapılan nüfus mübadelesine kadar Yunanistan vatandaşı olarak on yıldan fazla bir süre adadaki yaşamlarını sürdürdüler. Kara, iyi bir kaynak araştırmasının ürünü olan çalışmasında, bu yeni koşullarda Kandiye Müslümanlarının sosyo-ekonomik durumunu ve yaşamlarında meydana gelen değişimleri ortaya koymaya çalışıyor.

VAŞİNGTON PORTAKALI
Jake W. Stephenson, Alfa Yayınları, roman, 258 sayfa
‘Brüksel Lahanası’ ve ‘Ankara Tavası’, bilindiği gibi, Jake W. Stephenson’ın daha önce Türkçe’de de yayınlanmış gerilim-polisiye romanları. Bu iki romanında da, teröristler tarafından kısa süre içinde gerçekleştirilmesi planlanan bir saldırıyı hikâye eden Stephenson, ‘Vaşington Portakalı’nda da, Saddam Hüseyin’in elinde bulunan kimyasal silahların peşine düşüyor. Stephenson’un önceki romanlarından aşina olunan, Emniyet Amiri Kemalettin ve eski tüfeklerden Mehmet Bahri beyler, bu romanda da okuyucunun karşısına çıkıyor. Romanın bu iki kahramanı, kendilerini Irak’tan Kıbrıs’a, oradan da ABD’ye uzanan, gerilimli bir kovalamacanın içinde buluyorlar. Zira, Saddam Hüseyin’in kimyasal silahlarının bulunmaması, onların hiçbir zaman var olmadıkları anlamına gelmeyecek ve dünyayı bekleyen büyük tehlike, bu iki kahramanın maceralı mücadeleleriyle engellenmeye çalışılacaktır.

MAVİ BÖLGE
Andrew Gross, çeviren: Ali Cevat Akkoyunlu, Merkez Kitaplar, roman, 320 sayfa
Andrew Gross’un macera-gerilim yönleriyle öne çıkan ‘Mavi Bölge’ isimli bu romanı, kahramanı Kate Raab’ın, ailesinin karanlık geçmişini keşfedişini hikâye ediyor. Parlak bir kariyerin başlangıcında olan Raab, sevgi dolu bir ailede yaşıyor ve yakın zamanda, âşık olduğu adamla evlilik yapmayı planlıyordu. Günün birinde, Raab’ın babası, FBI tarafından gözaltına alınır. Ailesiyle beraber zorunlu olarak tanık koruma programına alınan Raab, uyuşturucu karteliyle FBI arasında yaşanacak bir mücadelenin ortasında kalacaktır. Kurgu, ister istemez bu mücadelenin tarafı olmak zorunda kalan Raab’ın, ailesini ve işini, yani eski hayatını korumaya çalışmasını anlatıyor.

BEN KİMİM?
NE BİLİYORUM?
NE YAPMALIYIM?
Nicolas Fearn, çeviren: Elif Alkım, Güncel Yayıncılık, felsefe, 219 sayfa
Gazeteci Nicolas Fearn’ın günümüz düşünürleriyle yaptığı söyleşilerden oluşturduğu, ‘Ben Kimim? Ne Biliyorum? Ne Yapmalıyım’, insanların kendilerini tanımak, varoluşlarını anlamlandırmak ve dünyayı daha yaşanabilir kılmak için, yüzyıllardır kendilerine sordukları sorulardan oluşuyor. Bu yanıtların izlerini, felsefe tarihinden başlayarak aramaya koyulan Fearn, Platon, Descartes ve Wittgenstein gibi filozofların özgür irade, bilgi, anlam, dil, ahlak ve benzeri konulardaki düşüncelerine uzanıyo.

Fearn, Noam Chomsky, Peter Singer, Daniel Dennett, Alvin Platinga, Hilary Putnam gibi, günümüz düşünürlerine de bu soruların yanıtlarını soruyor.

UMUDUN YOLCULARI
William Morris, çeviren: Buket Akgün, Otonom Yayınları, roman, 135 sayfa
‘Gelecekten Anılar’ ve ‘John Ball’un Rüyası’ William Morris’in şu ana kadar Türkçe’de yayınlanmış eserleri. Fantastik türünün başarılı isimlerinden Morris, ‘Gelecekten Anılar’da, 22. yüzyıla giden kahramanının, devrimin gerçekleştiği bir dünyaya tanık olmasını anlatıyordu. Morris’in 1886 yılında yazdığı ‘John Ball’un Rüyası’ isimli fantastik eseri de, uykuya dalan kahramanının, köylü isyanlarıyla çalkalanan Ortaçağ İngiltere’sine yaptığı bir yolculuğu hikâye ediyordu. Sosyalist edebiyatın önemli isimlerinden olan Morris’in ‘Umudun Yolcuları’ da, dünya sosyalizm tarihinde önemli bir aşama olan Paris Komünü’nü hikâye ediyor. Romantik yazın tarzının egemen olduğu ve Moris’in 1885 yılında kaleme aldığı romanda, Paris Komünü’nü yaşayan iki kahraman arasındaki aşk anlatılıyor. Kitabın sonunda da, David Gorman’ın, Morris’in vizyonuna odaklandığı bir yazısı da yer alıyor.

TÜRKÇE’Yİ DOĞRU, ETKİLİ VE GÜZEL KONUŞMA KİT-HAPI
Dilek Şahzâde, Omega Yayınları, dil, 452 sayfa
Dilek Şahzâde’nin ‘Türkçe’yi Doğru, Etkili ve Güzel Konuşma Kit-Hapı’, dilin ne olduğundan sunum tekniklerine ve yaratıcı okumaya kadar, Türkçe’nin düzgün kullanımına dair birçok ayrıntı barındırıyor. Türkçe’nin zenginliği, ses özellikleri, türetme gücü, sözdizimi, yapısı, evreleri ve sık yapılan yanlışlar, kitabın ele aldığı konuların başında geliyor. Şahzâde bu yanlışları açıkladıktan sonra, Türkçe’nin doğru kullanımında gözetilmesi gereken teknik, pratik ve kuramsal süreçleri anlatıyor. Fakat çalışma, bununla da yetinmeyerek, Türkçe’yi konuşmanın ve yazmanın on bir altın kuralını da sunuyor. Yazarın ‘Doğallık’ ‘Anlamlılık’, ‘Akıcılık’, Vurgu ve Tonlama’, ‘Anlaşılabilirlik’, ‘Harflerin Doğru Çıkışı’, ‘Hız’ ve ‘Ses Kalitesi’ gibi kavramlarla tanımladığı bu kurallar, yazara göre, bir dilin doğru konuşulmasının olmazsa olmaz kriterlerini oluşturuyor.

ÜSKÜP KİTABI
H. Yıldırım Ağanoğlu, Fide Yayınları, şehir, 248 sayfa
‘Üsküp Kitabı’, adı üstünde, H. Yıldırım Ağanoğlu’nun “annevatanım” dediği Üsküp’e odaklanan yazılarından oluşuyor. Bütüne bakıldığında, kişisel bir şehir monografisi olarak tanımlayacağımız kitap, Üsküp’e dair tarihi, turistik, edebi ve kültürel gibi birçok başlığa dahil edilebilecek ayrıntılar barındırıyor. “Bir sevgiliye kavuşmanın heyecanını yaşatır, Üsküp’e ulaşabilmek,” diyen Ağanoğlu’nun kitabı, Üsküplü olan annesinin hayatından hareketle, yazarın bu şehre dair kendi gözlem ve araştırmalarını barındırıyor. Kitapta, Üsküp’ün tarihi, Üsküp’te cami, köprü, kale, han, hamam ve saat kulesi gibi Osmanlı izleri, Üsküp mutfağı ve Makedonya Cumhuriyeti gibi birçok ayrıntı yer alıyor.

TEŞEKKÜRLER BAŞARDIN ÇOCUK
Serhat Taşpınar, Sone Yayınları, roman, 255 sayfa
‘Teşekkürler Başardın Çocuk’, bir köy enstitüsü romanı. Serhat Taşpınar’ın, otuz yıl öğretmenlik yapmış Enver Avcı’nın enstitü yıllarına dayanan anılarından hareketle yazdığı roman, köy enstitülerini ve onların ülkeye yaptığı muazzam katkıyı anlatıyor. Roman, bu kurumun söz konusu katkıları dışında, tüm zorluklara rağmen, başarmak için sonu gelmez çabalara girişip kendini sürekli dönüştüren Enver Avcı’nın kişisel hayatını da hikâye ediyor. Zira, okumanın köy çocukları için hayal olduğu 1940′lı yılların Türkiye’sinde, Avcı evden kaçarak okula gitmiş, okulu bitirdikten sonra da, köy çocuklarının eğitimine katkı sunmak amacıyla öğretmenlik mesleğine başlamıştı.

ABİDİN DİNO
M. Şehmus Güzel, Kitap Yayınevi, biyografi, 412 sayfa
M. Şehmus Güzel’in ‘Abidin Dino’ isimli eserinin bu birinci cildi, sanatçının hayatındaki 1913-1942 zaman aralığına odaklanıyor. Bu zaman aralığı, Dino’nun çocukluğunu, ilk gençlik yıllarını, SSCB’deki sinema eğitimini, Londra’ya, Paris’e gidişini ve yeniden Türkiye’ye dönüşünü kapsıyor. Güzel, Abidin Dino’yla, 1970′li yılların başındaki ilk karşılaşmalarını, daha sonra aralarında kopmaz bir bağa dönüşen arkadaşlıklarını, Dino’nun samimi, sahici ve mütevazı kişiliğini kitabının birinci cildinde ayrıntılarıyla anlatıyor. Kendisiyle yapılan söyleşilerden ve çok sayıda farklı kaynaklardan hareket eden kitap, Dino’nun biyografisini, Türkiye yakın tarihinde yaşanan önemli dönüşümler ekseninde veriyor.

MAZİNİN DİLİNDEN BÜYÜKADA
Ferruh Ertürk, Adalar Kültür Derneği Yayınları, tarih, 228 sayfa
‘Mazinin Dilinden Büyükada’nın yazarı Ferruh Ertürk, aynı zamanda, Adalar konulu sayısız tablosuyla bilinen bir ressam. Ertürk, Adalar sevdasını işlediği resimlerinden sonra, Adalar’ın tarihine odaklanan bu kitapla, bu sevdasını farklı bir mecrada dillendiriyor. Ada Gazetesi’nde yazılar kaleme alan Ertürk, bu kitabında, 19. yüzyılın ikinci yarısında, buharlı gemi seferlerinin başlamasıyla adını duyurmaya başlayan, 1845′ten 1960′lara kadar en görkemli devresini yaşayan Adalar’ı anlatıyor. Çalışmada, Adalar’ın tarihi, ünlü simaları ve lezzetli balık yemekleri gibi konular ile bir fotoğraf albümü yer alıyor. Kitap, 0216 3827378 numaralı telefondan temin edilebilir.

NİETZSCHELERİN ŞÖLENİ
Jacques Derrida, derleyen/ çeviren: Ali Utku ve Mukadder Erkan, Otonom Yayınları, felsefe, 250 sayfa
Jacques Derrida’nın ‘Nietzschelerin Şöleni’, Derrida’nın Friedrich Nietzsche felsefesi üzerine kaleme aldığı üç yazı ile Richard Beardsworth’un Derrida’yla, Nietzsche üzerine yaptığı bir söyleşiden oluşuyor. Nietzsche üzerine başlattığı ve hâlâ ses getiren tartışmalarıyla da bilinen Derrida’nın bu yazıları, ‘Otobiyografiler: Nietzsche’nin Öğretimi ve Özel İsim Politikası’, ‘İmzaları Yorumlamak (Nietzsche/ Heidegger): İki Soru’, ‘Mahmuzlar: Nietzsche’nin Üslupları’ ve ‘Nietsche ve Makina’ başlıklarını taşıyor. Çalışmada, kitabı derleyen ve çeviren Ali Utku ve Mukadder Erkan’ın kaleme aldıkları, kapsamlı bir yazı da yer alıyor.

GELECEĞİ İNŞA EDECEK BEŞ ZİHİN
Howard Gardner, çeviren: Filiz Şar ve Asiye Hekimoğlu Gül, Optimist Yayınları, kişisel gelişim, 180 sayfa
Psikolog ve eğitimci Howard Gardner, ‘Geleceği İnşa Edecek Beş Zihin’de, küreselleşmenin her alanda hızlandığı, bilim ve teknoloji egemenliğinin tehlikeli sınırlara dayandığı, muazzam bir bilgi ardımanı altındaki insanların birbirine karşı her türlü önyargıyla davrandığı, silahların insanları yok edebilecek boyutlara ulaştığı günümüz dünyası için, yeni bir zihin tipinin yaratılması gerektiğini söylüyor. Bundan kurtularak geleceği inşa etmenin biricik yolunun, insan zihninden başka bir yerde olmadığını savunan Gardner, bu inşanın da, “disiplinli zihin”, “sentezci zihin”, “yaratıcı zihin”, “saygılı zihin” ve “etik zihin” bireşimleriyle mümkün olduğunu belirtiyor. Bu beş zihnin, “uyumlu bir orkestra gibi, bir arada gelişmesi” gerektiğini vurgulayan yazar, hangi zihnin nerede, kim tarafından geliştirilebileceğini de tartışıyor.

SABATAY SEVİ VE SABATAYCILAR
Cengiz Şişman, Aşina Kitaplar, inceleme, 178 sayfa
Adını Sabatay Sevi’den alan Sabataycılık, Türkiye’nin en çok tartışılan, en gizemli hale getirilen ve çok farklı tezlerle dillendirilen konularından biri. Cengiz Şişman da, bu nedenden olsa gerek, ‘Sabatay Sevi ve Sabataycılar’ isimli bu çalışmasının alt başlığını ‘Mitler ve Gerçekler’ olarak koymuş. Sabatay Sevi ve Sabetaycılık konusunda, Harvard üniversitesinde doktora yapmış olan Şişman’ın çalışmasının en dikkat çeken yanının, konu hakkında çeşitli dillerde çıkan yayınların toplu eleştirel bir değerlendirmesini yapmasıdır diyebiliriz. ‘Sabataycılık Gizli Bir Din mi?’, ‘Sabatay Sevi Kimdir? Sabataycılık Nasıl Ortaya Çıkmıştır?’, ‘Sabataycılığın Karanlık 18. ve 19. Yüzyılları’ ‘İmparatorluktan Cumhuriyete Geçerken Sabataycılık’ ve ‘Şimdiki Zamanlarda Sabataycılık’ bölümlerinden oluşan kitabın sonunda da belgeler, fotoğraflar ve bir kaynakça bulunuyor.

İTTİHAT VE TERAKKİ’NİN SON GÜNLERİ
Mustafa Ragıp Esatlı, Bengi Yayınları, tarih, 733 sayfa
‘İttihat ve Terakki’nin Son Günleri’, bitmek bilmez konularımızdan biri olan İttihat ve Terakki’nin son günlerinde, yönetici kadro arasında yaşanan çatışmaları, çekişmeleri anlatıyor. Gazeteci Mustafa Ragıp Esatlı’nın bu kitabı, 1937 yılında, 181 bölüm halinde Akşam gazetesinde yayınlanmıştı. Talat Paşa ile Said Halim Paşa, Kara Kemal ile İsmail Canpulat arasında zaman zaman açığa çıkan çekişmeler; Talat, Enver, Cemal üçlüsünün aralarındaki güvensizliğin büyümesi; Enver Paşa’ya suikast girişimleri; İttihatçı liderlerin kaçma planları yaptıkları sıralarda, birbirlerine karşı çevirdikleri entrikalar, kitapta yer alan ve oldukça ilgi çeken ayrıntılardan birkaçı.

AKP GERÇEĞİ VE LAİK DARBE FİYASKOSU
Osman Ulagay, siyaset, 140 sayfa
Milliyet gazetesi yazarı Osman Ulagay, ‘AKP Gerçeği ve Laik Darbe Fiyaskosu’ isimli bu kitabında, 22 Temmuz seçimleriyle birlikte büyük bir zafer kazanan AKP’ye isyan ediyor. AKP’nin Türkiye’nin kaderine yön verecek tek güç haline gelmiş olması; dünyanın, Türkiye’yi modernleştirecek bir güç olarak karşısında sadece AKP’yi bulması; AKP’nin, Türkiye ve dünyada, rakipsiz siyasi bir güç olarak kabul görmesine ortam hazırlayan siyasetçi ve aydınlar; ufuksuz siyasetçi ve aydınların peşine takılanlar; buna tepki duydukları halde, entelektüel birikimlerini kullanmayanlar ve nihayet, tartışmalardan çok, ezberleri tekrarlayanlar, Ulagay’ın isyanının başlıca nedenlerini oluşturuyor.

ŞEHNAME’NİN TÜRK KÜLTÜR VE EDEBİYATINA ETKİLERİ
Bekir Şişman, Ötüken Yayınları, inceleme, 184 sayfa
10. yüzyılda, Firdevsî tarafından otuz yılda yazılabilen ‘Şehname’, İran tarihine yer veren, altmış bin beyitlik bir eser. ‘Şehname’, daha sonra, Doğu yazınında Şehname türünün gelenekselleşmesini sağlaması; gerek kahramanları, gerekse konuyu işleyişiyle, daha sonraki eserler için nirengi noktaları oluşturmuş olması ve bazı şairler tarafından sık sık dönem Türkçe’sine aktarılmasıyla oldukça etkili olmuş eserlerden biri. Bekir Şişman bu çalışmasında, ‘Şehname’yi mitik, destansı, masalsı, efsanevi ve tarihi unsurlar çerçevesinden değerlendiriyor. Kitapta, ‘Şehname’de adı geçen kahramanların tanıtımları ile olayların gelişimi hakkında genel bilgiler yer alıyor.

DOSTUN ÖLÜMÜ
Ahmet Çakır, Yalın Ses Yayınları, öykü, 160 sayfa
Ahmet Çakır’ın ‘Dostun Ölümü’nün ilk baskısı, 1983 yılında yapılmıştı. 1982 yılında, Çakır’ın kitaba da ismini veren öyküsü, Akademi Kitabevi öykü ödülünü kazanmıştı. ‘Hocaların Hocası’, ‘Araba Sevdası 1980′, ‘Orman Yangını’, ‘Şairin Ölümü’ ve ‘Arkadaşın Ölümü’ ise kitapta yer alan diğer öyküler. Kitaba adını veren öykü, 11 Nisan 1980 yılında uğradığı saldırı sonucu öldürülen öğretmen, folklor araştırmacısı, televizyon programcısı ve edebiyatçı Ümit Kaftancıoğlu’nun ölümünden duyulan derin acıyı anlatıyor. 1983 yılında, Gösteri edebiyat dergisi tarafından yılın en umut veren beş öykücüsü arasında gösterilen Çakır, daha sonra spor yazarlığına geçerek, bu türdeki çalışmalarına ara vermişti.

FEKLAVYE
Semih Poroy, Sel Yayıncılık, karikatür, 95 sayfa
Semih Poroy, Cumhuriyet gazetesinde 1992 yılından bu yana, ‘Harbi’ başlıklı köşesinde, düzenli olarak karikatür çiziyor. Poroy’un ‘Feklavye’ isimli bu kitabı da, aynı gazetesinin kitap ilavesinde yayınlanan ‘Feklavye’ adını taşıyan karikatürlerinden yapılan bir seçmeden oluşuyor. Poroy’un bu karikatürleri, yayınlandıkları kitap ekinden de bilineceği gibi, ağırlıklı olarak edebiyatı ve edebiyatçıları konu ediniyor. Enis Batur’un “Burada, her seferinde, karşımıza bir durum çıkıyor. Bir bakıma çizgi-felsefesinin dolaylarındayız,” diye tanımladığı bu karikatürlerde, edebiyat alanında şiir, roman ve öykü gibi türlerde eserler veren isimlerin haleti ruhiyeleri ile bu dünyanın kendine has atmosferi işleniyor.

MELEK YAPICI
Stefan Brijs, çeviren: Kevser Canbolat, Destek Yayınları, roman, 390 sayfa
Melek Yapıcı, yirmi yıl uzak kaldığı köyüne geri dönen Doktor Victor Hoppe’un ilginç hikâyesini anlatıyor. Hoppe’un, beraberinde getirdiği ve altı aylık oldukları halde üç dil konuşabilen üçüzler de, kurguyu esrarengiz kılan başlıca unsurlardan. Daha çocuk yaştayken, ailesi tarafından terk edilen Hoppe, Tanrı’ya karşı büyük bir öfke beslemiştir. Doktorluk eğitimi esnasında, embriyoloji alanını seçen Hoppe’un beraberinde getirdiği üçüzler de, kendisinin klonlama yoluyla “yarattığı” ve üç büyük meleğin ismini koyduğu çocuklardır. Kurgu, yaşadığı köyde hiçbir şekilde özümsenmeyen Hoppe’un, Tanrı’yla ve nihayetinde de kendisiyle hesaplaşmasını hikâye ediyor.

KIZIMI KURTARIN
Dennis Lehane, çeviren: Demet Altınyeleklioğlu, Artemis Yayınları, roman, 501 sayfa
Orijinal adı ‘Gone Baby Gone’ olan ‘Kızımı Kurtarın’, Ben Affleck’in yönetmenliğini üstlendiği ve Şubat ayı itibarıyla Türkiye’de de gösterime giren aynı isimli filmin de konusu oldu. Roman, dört yaşında kaybolan Amanda Kerlin’in izini süren Bostonlu özel dedektifler Patrick Kenzie ile Angie Gennaro’nun gerilimli maceralarını anlatıyor. Dedektiflerin, küçük kızın izini sürdükleri esnada, yine aynı şekilde, başka bir çocuk da kaybolur. Olayın esrarını çözmeye çalışan Kenzie ile Gennaro kendilerini, sübyancılardan, torbacılardan ve gizli gündeme sahip örtülü bir polis biriminden mürekkep, oldukça gaddar ve zalim bir dünyanın içinde bulacaklardır.

Mustafa Kemal ve ‘Şark Meselesi’

KURTULUŞ SAVAŞIMIZ VE ASYA-AFRİKA’NIN UYANI™I
Hadiye Yılmaz, Kaynak Yayınları, 2008, 199 sayfa.

Halil İnalcık, kendisiyle yapılan ‘nehir söyleşi’ kitabında “1919′dan sonra İstanbul ve Ankara’da çıkan Yenigün ve Hâkimiyet-i Milliye gazetelerindeki makaleleri okumadan cumhuriyet tarihi yazılamaz” diyordu. İnalcık’ın bu haklı tespitinin ardındaki gerçek, özellikle Hâkimiyet-i Milliye’nin Kurtuluş Savaşı’nın ideolojik hattını çizen bir gazete olması ve başında bizzat Mustafa Kemal’in bulunmasıdır. Çoğu makale Mustafa Kemal’in imzasını taşır ya da onun çizdiği çerçevede kaleme alınmıştır. Bütün bunlar düşünülünce Türkiye’de Hâkimiyet-i Milliye gazetesinin çoğu tarihçi tarafından görmezden gelinmesini, neredeyse her konuda başvurulacak bir kaynak olmasına karşın adının bile anılmamasının gerekçesini anlamak gerçekten güç.

2003 yılında Kurtuluş Savaşı’nın İdeolojisi başlığıyla bir kitap yayımlanmıştı. Bu kitap 10 Ocak 1920′de Mustafa Kemal önderliğinde kurulan Hâkimiyeti Milliye gazetesinin çizgisini açıklayan başyazıları ve bazı önemli makaleleri içeriyordu. Kitapta yer alan başyazıları Hadiye Yılmaz derlemiş ve Osmanlıcadan Türkçeye çevirmişti. O kitapta yer alan yazıları okuduğunuzda Hâkimiyeti Milliye’nin neden görmezden gelindiğini de anlıyorsunuz.

Hadiye Yılmaz, yine Hâkimiyeti Milliye yazılarını esas alarak bu kez Kurtuluş Savaşı ile Doğu halklarının bağımsızlık mücadeleleri arasındaki bağı ve ilişkiyi ortaya çıkaran çok önemli bir çalışmayla okurun karşısına çıkıyor. Kurtuluş Savaşımız ve Asya-Afrika’nın Uyanışı isimli kitap, 1920-1922 tarihlerinde, gazetede çıkan haberleri ve yazıları temel alarak, Kuzey Afrika, Suriye, Irak, İran, Afganistan ve Hindistan’da yükselen bağımsızlık mücadelelerinin, Anadolu’da nasıl değerlendirildiğini araştırıyor. Kitap yalnızca Kurtuluş Savaşı önderliğinin Doğu halklarının mücadelelerine yaklaşımını değil, bu halkların Kurtuluş Savaşı’ndan nasıl etkilendiğini ve Türklerin bağımsızlık savaşına maddi ve manevi nasıl destek olduklarını da belgeleriyle ortaya koyuyor.
Yazar, Mondros Mütarekesi öncesinde Asya-Afrika’daki genel durumu özetledikten sonra, Batı’nın Asya-Afrika siyasetini yine önemli belge ve kaynaklara dayanarak açıklıyor. Hemen ardından Batı’nın bu bölgede uyguladığı sömürgecilik politikalarının doğurduğu bağımsızlık mücadelelerinin nasıl bir gelişim çizgisi izlediği, Hâkimiyeti Milliye gazetesine yansıyan haberler ışığında okura sunuluyor. Son bölüm ise Mustafa Kemal’in Doğu halklarıyla olan bu bağını ‘Panislamizm’ ya da ‘Panturanizm’ olarak lekelemeye çalışan Batı propagandasının hiçbir gerçekliğe dayanmadığını ortaya koyuyor.
Irmak Zileli

Mistik bir sosyalizm yorumu

ANADOLU SOSYALİZMİNE BİR KATKI
Nurettin Topçu Üzerine Yazılar
Fırat Mollaer, Dergâh Yayınları, 2007, 196 sayfa.

Hiç şüphesiz ki, kitabın başlığı bile son derece kışkırtıcı duruyor: Anadolu Sosyalizmi. Bu sosyalizmin türünün kuramcısı olarak da karşımıza Nurettin Topçu çıkıyor. Nurettin Topçu açıkça söylemek gerekirse ülkemizde tam anlamıyla nereye konumlandırılacağına karar verilememiş bir düşünce adamı. Görüşlerinin daha çok muhafazakâr çevrelerde yankı bulması ve muhtemelen felsefeciliğinin yanısıra dindar bir kişiliğe de sahip olması onun sağ görüşlü biri olarak algılanmasına yol açmış bulunuyor.

Nurettin Topçu, imparatorluğun dağıldığı yerine cumhuriyetin inşa edildiği süreci bizzat yaşamış birisi. Değişenin sadece bir siyasal düzen olmadığı o günlerde o da pek çok entelektüel gibi yaşanan kimlik sorunuyla birlikte ülkenin toplumsal ve sosyal sorunlarına çare bulmak üzere kafa yormuş bir düşünce adamı. Paris’te felsefe okumuş. Türkiye’ye döndükten sonra öğretmenlik yapmış. Tasavvufa meyletmiş. Düşüncelerini dergilerin ve kitapların sayfalarına dökerek toplumla paylaşma yoluna gitmiş.

Ancak bu paylaşma aynı zamanda toplumu belirli bir görüş doğrultusunda sorunlarıyla ilgilenmeye hatta ondan da öteye çözümler üreterek sahiplenmeye çağıran bir boyutta kazanmış. Bu boyut Nurettin Topçu tarafından ‘isyan ahlakı’ olarak adlandırılmış. İsyan ahlakı hayatımızı daha yaşanabilir kılmak için çevremize ve yüzyıllardır benimsemiş olduğumuz töre ve inançlara eleştirel gözle bakmamızın gerekliliği üzerine kurgulanmış. İsyan ahlakı aynı zamanda insan yaşamının anlamlı olabilmesi için bazı şeylerin yararından bağımsız bir değerinin olduğunun kabul edilmesini de gerektiren bir olgu.

Başta keskin bir kapitalizm eleştirisi olmak üzere insanlığı tehdit ettiği düşünülen her şeye karşı mücadeleyi ön gören isyan ahlakı felsefe ile entelektüel bir tasavvufçuluk zemininde kurgulanmış. Ve bu topraklara özgü bir yapılanma olması sebebiyle de Anadolu Sosyalizmi olarak adlandırılmış.
Bu yönüyle Nurettin Topçu’nun görüşlerini sosyalizm olarak adlandırmak mümkün müdür? ona bir karar vermek zor görünüyor. Ancak Nurettin Topçu’nun neden dolayı bir yere tam olarak konumlandırılamadığı kitabı okunduktan sonra daha iyi anlaşılıyor. Muhafazakâr mı? Solcu mu? Felsefeci mi? yoksa tasavvufa gönül vermiş bir derviş mi? Ancak Sosyalizm üzerine hayli kafa yorduğu ise kesin. Toplumun yaşadığı kimlik krizi başta olmak üzere sosyal sorunlarına çözümler aradığı da çok açık. Fırat Mollaer’in kitabı bu konularla ilgilenenlerin göz ardı etmemesi gereken ilginç bir çalışma.
Mehmet Ali Gökaçtı

İyi yaşamak en iyi intikamdır

ORTA YAŞLI KADININ İNTİKAMI
Elizabeth Buchan, Çeviren: Yeliz Üslü, Artemis Yayınları, 2008, 352 sayfa.

Siz de hayatınızdaki her şeyi garanti altında sananlardan mısınız? Belki öyle, belki değilsiniz bilinmez… Rose Lloyd, kocası tarafından terk edilinceye kadar hayatındaki her şey iyi gidiyordu ve bunları kaybedebileceğini aklına bile getirmemişti…

Londra’da bir gazetenin kitap sayfasında editör olarak çalışan Rose, kırklı yaşlarının sonlarında, biri kız biri erkek iki çocuk sahibi, güzel bir evi ve kariyeri olan bir kadındır. Mutlu gibi görünen bir evliliği vardır. Kocası da onunla aynı gazetede çalışmaktadır ve hayatlarındaki her şey normal seyrinde görünmektedir. Kısacası Rose, hem çocuk hem de kariyer yapmış şu başarılı kadınlardandır.

Ya da en azından o öyle sanmaktadır. Çünkü bir gün başına hiç beklemediği bir şey gelir ve adeta dünyası başına yıkılır. Kocası Nathan, başka bir kadın için ondan ayrılmak istediğini söyler. Nathan artık heyecan arayışındadır, kendisi için bir şeyler yapmak istediğini, kısacası kendisi için yaşamak istediğini karısına itiraf eder. Aslında bugünlerde sık duyduğumuz bir olay öyle değil mi? İşte yazar Elizabeth Buchan, Orta Yaşlı Kadının İntikamı’nda erkeklerin bu yeni ‘eğilimi’ne değiniyor ve kadınların yeni bir hayat isteyen kocaları tarafından terkedildikten sonra yaşamaları muhtemel olayları Rose karakteri üzerinden bizlere aktarıyor.

Elbette Rose’un sıkıntıları bununla da bitmiyor. İş yerinde onu bekleyen kötü bir sürpriz, artık kendi özel hayatları ve kendi sorunları olan çocuklarının sıkıntıları ve bir de bu ayrılığın acısı onu sanki bir çeşit sınavdan geçiriyor. Ama kitabın adından da anlayacağınız üzere karakterimiz bunlara kolay kolay boyun eğecek türden birisi değil. O, her şeye rağmen kendi ayakları üstünde sapa sağlam durmaya kararlı. Üstelik onu hoş gelişmeler de beklemiyor değil hani, eski bir sevgili gibi mesela… Kocası Nathan ona geri döner mi diyorsanız, işte o sorunun cevabı kitapta saklı.

İngiliz yazar Elizabeth Buchan, ülkesinde çok satan yazarlar listelerinde yer alan başarılı bir isim. Bu kitabında ise bir İspanyol deyişinden yola çıkmış yazar: “İyi yaşamak en iyi intikamdır.” Gerçekten de zor zamanlarında insana yeniden güven ve moral verecek, çarpıcı bir cümle. Kitabı okuduğunuzda Rose’un hayatında da bu inancın etkili olduğunu göreceksiniz.

Artemis Yayınları’ndan çıkan Orta Yaşlı Kadının İntikamı, okurken kimi zaman duygulanacağınız, kimi zaman da eğleneceğiniz samimi ve etkileyici bir kitap. Siz de Rose gibi aldatılmış ve hayatı tepe taklak olmuş olun veya olmayın, bu kitapta kendinizden çok şey bulacağınıza şüphe yok. Radikal.com

Kitap Dünyasında Gezinti

Aragon kapıyı kapatmadan çıktı, açıkta bir elyazması bırakmıştı, açtım, benden söz ediliyordu. Kalın bir elyazmasıydı, tuhaf bir biçimde numaralandırılmış, kimi zaman kurşun kalem, kimi zaman tükenmez kalemle, rakamların silindiği ya da defalarca çizildiği görülüyor, adeta söylemin parçaları, bölümler daha ne bileyim? Defalarca sınırı değiştirilmiş: ya söz konusu numaralandırılan sayfalar arasına başka sayfalar sokulmuş ya da defalarca sırası hepten değiştirilmiş…”

Parçalı metin, metinlerarasılık ve tiyatro-roman geleneğinin renkli bir temsilcisi olan ‘Mahşer-i Cümbüş’, Hüseyin Saylan’ın ilk kitabı. Okura, Oğuz Atay ile Celal Salik’in, Ivan Karamazov ile Shiho’nun aynı diyaloglarda var olabileceği teatral, sürrealist bir görsellik vadediyor. Metnin gerçek(!) karakterleri ise yolları İstiklal’deki Sappho meyhanesinde kesişen üç adam: Galatasaray’ın arka sokaklarında doğaçlama gösteri yarışmaları düzenleyen tiyatro ekibi Mahşer-i Cümbüş’ün üyesi Timur Nisa, estetik ahlakının yaşayan en büyük temsilcisi(!) ressam Utku Keskin ve adına bilişsel bilim denen yapay zeka, şifre bilim, garip döngüler gibi bilimum zırvalık hakkında ahkam kesebilecek kapasitede olan Niyazi Özçelik.

Bir insanın bilincini tiyatro sahnesine nasıl yansıtabilirim sorusu ile başlayan; kademeli geçişlerle okuyucunun zihninde karakterlerden olay örgüsüne, zaman ve mekan algısından dekorlara ve müziğe kadar bütünüyle bir tiyatro sahnesi canlandırabilmek; bir üst düzlemde ise bizzat izleyicileri de metne ve tiyatro sahnesine dahil edebilmek, eksiklik ve süreklilik hissi, okuyucunun zihninde yap-bozun parçalarını birleştirebilme çabası.Bu kitabı Cinius yayınları çıkardı..

ATA MEZARLIĞI

Ataerkil adlı kitabıyla gündeme gelen Mehmet Mollaosmanoğlu’nun yeni kitabı Ata Mezarlığı Goa yayınları tarafından yayımlandı. Mimar Engin Hakkızade tuhaf iki Iraklı tarafından, ‘Tanrılar Dönemi’nden kalma eski bir tapınak kalıntısını, aslına sadık kalarak yeniden projelendirme’ talebiyle ziyaret ettiğinde, farkında olmadan dünya düzenini değiştirecek uluslararası bir planın içine dahil olur. Baştan beri her şey şüphe doluyken, mesleki kariyer, astronomik ücret biraz da algı ötesinden gelen telkinlerle kendini bu projenin içinde bulan Engin, kendisi farkında olmasa da satranç tahtasındaki ‘Piyon’ olarak işe koyulur. Projeyi sonlandırmak ve tapınağı faaliyete geçirebilmek için gerekli kilit parça ‘Kaderler Tableti’ ile ilgili eldeki tek ip ucu Eyüp Kitabı’nda bahsi geçen ‘Bilgelik Diyarı’nda saklı olduğudur. Nerededir Bilgelik Diyarı?
Bu arayış, Engin ve yardımcısı Suphi ile kadim dostları Hollanda’ lı Shan’ ı Güney Amerika’ya, Atacama Çölü’ne doğru bir yolculuğa çıkarır. Önce Şili’de tehlikeli Alman örgütü Colonia Dignidad’ın takibine girerler ve geride bir ölü bırakarak örgütün elinden kıl payı kurtulduklarında, Bolivya’da bir başka örgütün kucağına düşerler. Kendilerine ‘Bekçiler’ adı veren bu cemaat biraz tuhaftır. Çok tehlikeli görünmemekte, üstelik Anadolu halkıyla aynı kökten olduklarını söylemektedirler. Örgüt liderinin kızı Zeketa ile Suphi arasında başlayan yakınlaşma, trajik bir boyut almaya başladığında cemaatin neden ‘Bekçiler’ olarak adlandırıldıkları da ortaya çıkar. Onlar “Kaderler Tableti” nin bekçileridir. Tablet, Bekçiler’in yaşadığı Tiwanaku adlı antik Bolivya kasabasının kenarındaki Akapana tepesinin içinde bir yerlerde saklıdır. Akapana’ nın içine gizlenmiş, eski bir tapınak kalıntısının dibindeki Tablet’e ulaşma mücadelesi esnasında ki gelişmeler, Engin’i korkunç bir entrikanın içinde olduğu gerçeğiyle yüz yüze getirecektir. Yerin kırk metre altındadır ve aşağıdaki soruların çözümüne ulaşmaya çalışacaktır. Sonunda ya piyon olarak yem olacak, ya da şah mat yapıp oyunu galip bitirecektir..

YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN SUŞİ

Marian Keyes

Marian Keyes’in, Artemis Yayınları’ndan şubat ayında çıkan kitabı Yeni Başlayanlar İçin Suşi, yazarın bütün romanları gibi yine bağımlılık yaratacak ve defalarca okunacak türden muhteşem bir yapıt. Daha önce yine Artemis tarafından yayınlanan Senden Başka Yok, okuyucular tarafından çok sevilmiş, çok satanlar listelerinin başlarında yer almıştı. Şüphesiz, bu kitap da çok beğenilecek ve hak ettiği ilgiyi toplayacak.

İrlanda doğumlu Marian Keyes, aslında hukuk eğitimi almış ve türlü işlerde çalıştıktan sonra yazdıklarını değerlendirmeye karar vermiş. Daha ilk kitabıyla inanılmaz bir başarı yakalayan Keyes, o günden bu yana kariyerinde inanılmaz bir ilerleme kaydetmiş ve kitapları birçok dile çevrilmiş olan bir fenomen adeta. Kitaplarında aşk ve romantizmin yanı sıra türlü sıkıntılar, depresyonlar, bağımlılık ve rahatsızlıklara da yer veren yazarın bütün eserleri şefkat ve umut duygusunu da içinde barındırıyor ve aynı zamanda esprili bir dile sahip. Romanlarının muhteşem kurgusu Hollywood’un da ilgisini çeken Keyes’in eserlerinden Lucy Sullivan is Getting Married (Lucy Sullivan Evleniyor) on altı bölümlük bir dizi olarak çekilmiş, ilk romanı olan Watermelon (Karpuz) 2003 yılında bir televizyon filmi olarak yayınlanmış, Last Chance Saloon (Son Şans Salonu) adlı kitabı ise 2004 yılında bir Fransız filmine konu olmuş. Rachel’s Holiday (Rachel’in Tatili) ise çok yakında yine Hollywood tarafından filme çekilecek.

Yeni Başlayanlar İçin Suşi’nin konusuna gelirsek, bu kitapta içlerindeki şeytanlarla boğuşan ve sinir krizinin eşiğine doğru yol alan üç kadının eğlenceli hikayesi anlatılıyor. Londra’lı, burnu havada editör Lisa Edwards, New York’a terfi edilmeyi beklerken İrlanda’daki Colleen adlı bir dergide çalışmak üzere Dublin’e gönderilir. Sivri dilli, Prada aşığı Lisa için böyle bir konuma getirilmek adeta bir hakarettir ve nefret ettiği işinden hırsını çıkarmak için çevresindekilere de dünyayı dar edecektir. Ancak her işte bir hayır var derler ya hani, bu işin de Lisa için tek hayırlı yanı gözlerini bayram ettirecek türden yakışıklı patronu Jack Devine olacaktır. Ashling Kennedy ise Lisa’nın aksine Colleen dergisinde çalışmaktan çok memnundur. Ancak çok yakında asistanı olduğu Lisa’nın kendisine çektireceklerinden habersizdir. Üstelik onu bekleyen tatsız ihanetler de söz konusuyken, Ashling’i zorlu günlerin beklediği aşikardır. Bir de her şeye sahip gibi görünen Clodagh var tabii. Harika, zengin bir koca, iki çocuk ve muhteşem bir ev… Tüm bunlara sahipken mutsuz olmak mümkün mü? Hayır diyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü Clodagh feci bunalmış durumda ve her şeyi bırakıp kaçmak istiyor. Bu üç kadın karakterin yanına bir de yakışıklı bir patron, çilli suratlı bir komedyen ve garip arkadaşları ekleyin. Biraz da romantizm, seks, sadakatsizlik, hayalkırıklığı ve mutluluk katın. İşte size okunacak harika bir kitap…

Marian Keyes, Yeni Başlayanlar İçin Suşi’de bize hayatın içinden gerçek insanlar sunuyor. Onların da tıpkı bizim gibi tutkuları, huyları ve kötü alışkanlıkları var. Yani bu romanda siz de mutlaka kendinizden bir şeyler bulacaksınız. Aynı zamanda dergi yayıncılığı dünyasının hareketli ortamını da gözlemleme fırsatı buluyoruz bu kitapta. Acaba Keyes, ofisteki gerginliği biraz abartmış mı diye düşünebilirsiniz -ama belki de abartmıyor. Her ay okuduğumuz şu kadın dergilerini hazırlayanlar gerçekten böyle inişli çıkışlı bir atmosfere dayanmak zorunda mı kalıyor? O zaman onlara hem acıyacak hem de bu işin görkemli yanına imreneceksiniz.

Kısacası bu kitabın özünde ne mi var? Yıllar boyunca mutsuzluktan muzdarip olan ve bunun sonucunda alkol bağımlılığıyla mücadele veren Marian Keyes artık mutlu bir evliliği ve başarılı bir kariyeri olan bir kadın. Kendi hayatından esinlenmiş olsa gerek, Keyes Yeni Başlayanlar İçin Suşi’de herkesin hayatı boyunca aradığı bir şeye değiniyor…gerçek mutluluk! Bu kitabı alın okuyun, emin olun tekrar okumaktan kendinizi alıkoyamayacaksınız.

SANDIĞIMDAKİ TANRILAR

Yunan Tanrıları ve mitolojik kahramanları, 21. Yüzyılın modern dünyasında yeniden canlanıyorlar. Alev İnan, İlya Yayınlarından çıkan ‘Sandığımdaki Tanrılar’ adlı kitabında, Yunan Mitolojisinin bilindik öykü ve karakterlerini daha önce denenmemiş bir şekilde ele alarak, günümüz koşulları ve günümüz insanlarında tekrar diriltiyor.

Tanrılar Tanrısı Zeus, kıskanç karısı Hera, aşk acısıyla kıvranan güzel Apollo, kibirli Narkissos, çaresiz Ekho… Hepsi günümüz karmaşasında aramıza karışmış, zaman ve mekân tanımadan kaderlerini yineliyorlar. Kimi çalıştığımız işyerinde patronumuz, kimi üst katta gürültüsünden şikâyet ettiğimiz komşumuz, kimi ise otobüste yanı başımızda oturan ama bir kere bile dönüp bakmadığımız sessiz yolcuya dönüşüyor. Telaşları, endişeleri, ümitsizlikleri, öfkeleri ve aşklarıyla, Tanrıların evi Olympos’tan 21. yüzyılın kaotik yaşantısına inen bu ruhlar, Alev İnan’ın ‘Sandığımdaki Tanrılar’ adlı öykü kitabında yeniden canlanıyorlar. İlya Yayınlarından çıkan kitapta, mitolojinin huzursuz ruhları, modern çağın araz ve baskıları altında ezilip, kurtuluş yolu bulmaya çalışıyorlar. Yeraltı Tanrısı Hades tarafından kaçırılan evladının acısıyla kıvranan isyankâr Toprak ana Demeter, kızıyla zorlu bir yaşam yolculuğunu paylaşan bir anneye dönüşüyor. İntikam için erkek olmayı dileyen ve dileğine kavuşan mitolojinin güzel kızı Kaenis, 21. yüzyılın erkek egemen yaşam ve iş dünyasında kıyasıya çarpışan bir iş kadını olarak yeniden canlanıyor. Mitolojinin en çarpıcı karakterlerinden kendi bedenini yiyen Erysikhton, hırsıyla kendini bitiren bir gazeteciye dönüşüyor. Başkalarının son sözlerinin yankısı olan güzel peri kızı Ekho, modern zaman ilişkilerinde, erkek arkadaşının yankısından ibaret bir genç kızda vücut buluyor. Ciğeri her gün bir akbaba tarafından yenilerek cezalandırılan Prometheus, acılı bir sırrın yabancılaştırdığı genç bir adam olarak kitaptaki yerini alıyor. Genç delikanlı Hyakinthos’a delicesine âşık Tanrı Apollo, sevginin evrenselliğini ve büyüklüğünü küçük bir kuşta bulan yaşlı bir adama dönüşüyor. Mitolojinin evrenselliğini farklı yorumuyla bir kere daha ispatlayan Alev İnan’ın ilginç öykülerinin her biri, roman tadını yakalamayı başarıyor.www.stargazete.com

Eviniz İçin Kitaplık Modelleri

Aşırı derecede basit bir tasarımla yapılmış bir kitaplık; Çok yönlülüğünü, bir düzenlemeyi yaratmak için mümkün olan basit uzunluklardan alıyor: 60 santimetre ve 5 metrelik bir duvar ünitesi. Wall Street, kenarları ve rafları, çok tabakalı bir kaplamadan yapılan (Fotoğraf, ceviz kaplama olan bir uyarlamayı gösteriyor) modüler bir sistem. Kaplamanın kiraz, akçaağaç, meşe tipleri de var.

Bunun yanında kaplama olmadan gerçek “Minimal” bir uygulama isteyenlere özgü bir şekilde de üretiliyor. Müşterilere kitaplıklarını kişileştirmek için çeşitli diğer öğelerden olan merdiven de üretilebilmektedir. Bütün masif bir ahşaptan üretilen merdiven, alternatif olarak, deride kaplamada yapılıyor.